Kuzey ormanlarında sarmaşığın bir ağacı ayakta öldürdüğünü gördüğüm zaman şaşırmıştım. Dimdik bir meşe sağlıklı görünüyordu fakat bir hafta sonra yıkılmıştı ve yanına yaklaştığımda içi berbat kokuyordu. En dibinde, yanı başında kendinden beslenen sarmaşık, onun minerallerini tüketip güneşini çalarak, ağacı yok etmişti. Sarmaşığın dili ötekini öldürmüştü. Sarmaşık ötekine yayılıp işgal ederek kendine yer açmıştı.Ne kadar insan ve metin ilişkilerine benziyor.
Metnin temel bir fark var bu farkın alanında edebiyat kendine yer açar.Yer açmak yazı dizisinde de belirttiğim gibi fethe karşılık geliyor, işgale değil. İyi metin öteki metinle karşılaştığında yıkıcı etkiye sebep vermez. Bu karşılaşma besleyicidir. Edebiyat değer üretir. İdeolojik değildir. Propaganda, manipülasyon ve temsilin yanlışlığına karşılık bir değer üretmek yani. Pratik değerden bahsetmiyorum. Şiir yazdığım için dünyanın maddi yükü üzerimden kalkmıyor. Başka açıdan faydasızlık edebiyat için varoluş sebebi de olabilir. Ama ben maddi dünyanın dışında bakıyorum. Bana göre edebiyat;kendimizle alaka yani dünya ile ilişki kurma biçimine karşılık dünyayı anlamlandırmak için var. Metin ve insan arasında sevgi gibi bir bağ, işgal edilmeyen ve insana ait bir doğallıkla süren karşılıklı etkileşim var.
Modern metin, modern yazı dili kendi paradoksunu doğuruyor. İlişkiler ağında insanın modern dünyaya bulanmış rahatsızlıkları, dürtüleri ve kişisel arızaları metinlere yansımış durumda. Bu kişilik bozukluğu olan metinleri doğuruyor. Kendine boğan, kendi anlamını dayatan, kendi aklının ve parıltılı sözlerinin altını çizen, örtük ve kabız yani; narsist metinler.
Bir narsistin cilalanmış kişiliğinin arkasında, drama, manipülasyon ve akıl oyunları içinde kaybolan daha karanlık bir gerçek vardır. Tıpkı aşırı cilalı lirik metinler gibi. Tüm gösteriye rağmen okuyucuyu haz odaklı ve dürtüsel gıdıklayan ve kendiyle boğan, etkisi kısıtlı metinler. İşgale dönük ve insanın karanlık yanını ortaya çıkaran, girdaba çeken, boğan metinler. Fethetme arzusunu bastıran metin.
Öte yandan sanatçı-yaratıcının özgün özelliği büyüklenmesi, megalomanlığı ve ani duygu geçişi karakterine sinebilir, evet. Fakat bu metinde ve karakterde kabızlık ve işgale yani dayatmaya yönelik hal alırsa sanatta tıkanma başlar. Sanatçının kişiliğindeki bu değişiklikler içe ve öze dönerse ancak fetih başlar.
Entrikalar ve patolojik narsist kurgu
Psikanalitik eleştiri yöntemi, yaratmanın kaynağını bulmaya çalışır ve metinde yazarın bilinçaltı ve sanatın neden doğduğu, sanatçının neden yarattığı sorularına cevaplar arar. Kurgusal düzlemde yazarın “ben”liklerini yeniden inşa ettikleri düşünülürse kimi zaman örtük kimi zaman da açık bir şekilde kullanılan birtakım imge, sembol ve motiflerin, metnin dil alanını anlamlandırabilir.
Kimi şiirlerde kendini doğrudan metnin merkezinde konumlandıran ve bir üst-ben yaratma eğilimi gösteren şiirler kendi öznesini işaret eder pekala. Karamozov Kardeşler’den yola çıkarak Dostoyevski hangi kurgusal karakterde gizli arayıp durabilirsin ancak bir şiirde, şairin kendisiyle karşılaşmak kolaydır.
Edebî metni rüyalara benzeten Freud gibi düşünmüyorum bilinç ve irade metnin hareketini etkiler. Bir söz vardı; düz yazı olanı gösterir fakat şiir sizde ne varsa onu, diye. Şairin kaçış alanı kısıtlı. İnsan ilişkilerinde eleştirel ve saldırgan olan, mağdur ya da fedakarinsanların gerçek amacı kendisine koşulsuz bağımlı insanlar yaratmak. Nihayetinde kendilerinde değersizlik duygusu hakimdir ve bu sebeple ilişkileri işgale ve manüpülasyona yöneliktir. Dikkat edin genelde lirik şiir yazan şairler etraflarını yıkıp geçen narsist bir karaktere ve metne sahiptirler. Metinleri de işgalci ve manüpülatiftir. Kusuru karakterinden alır.
Günümüz şiirinde aşkı kurgulayalım mesela. Yaratım sürecinde metne aktarımda şair şiirini “gibi yapma” bir öz ve sahtelik karşıtlığı ekseninde ele alsın. Benliğin temeli “beden benliğidir” (body ego). Şair mesela kendi bedenin farkında bir şiir inşa ediyor mu ki aşkı kavrayalım? Öteki ile varoluşsal olarak aşinalık kurabilecek durumda mı? Yoksa yoğun bir duygu ağıyla ördüğü ötekini kurcaladığı metinde aşk yalnızca söyleme dönüşüyor ve gerçekten aşık olabilen bir özne var olmuyor mu?
Aşkı kurma biçiminin aşığı ele geçirme biçimine dönüştüğü modern dünyada yazın metnin dilini doğru bir zeminde oluşturabilir mi? Yazar ya da şair kurguladığı karakterde metinde aşkı aktardığı düzlemde mesela karakterleri fethetme ve ele geçirme kavramlarıyla kurguluyor sarmaşığın meşeye yaptığı gibi aşığı arzu nesnesine dönüştürdüğü bir oyun hakim. Metnin karakteri de narsistleşmiş durumda.
Kültür Endüstrisinde psikanaliz geçişler
Gitgide dikkat çekmeye başlayan, günümüzde yaşam pratikleri ve sosyal medyanın kurguladığı bir insan modeli gerçekliğimizi oluşturuyor. Kendilerinin fazla farkında (self conscious), doğal ve spontanlığı az olan, görüntüsüyle (fiziksel ya da kişilik özelliği cömertlik, yardım severlik vs.) çok meşgul, eleştirilere karşı çok hassas, gururu kırılınca hiddet ve ciddi ruhsal denge bozulmaları yaşamak gerçekliğe dönüştü. Eleştiri öldü bu sebeple metin hassaslaştı ve kapalı bir vaziyette. Narsist metin yalnızca övgü bekliyor. Okurlar kendi metinlerinde duraklasın istiyor. Meşe kimin umrunda.
Metin yazımında eleştirinin bu kadar geriye kaçarak öne çıkan karakter ve kişiliklerin hassaslaştığı, aynılaştığı ve kusurlaştığımodern dünyada sadra şifa metinler ortaya çıkar mı? Bizi açan ve kendisiyle zenginleşeceğimiz, manevi ve ruhsal olarak nitelikli metinler,kavrayışı zengin bir manayı açan, okuyucuya kendini açan metinlerarası bir zenginlikle ruha şifa olan metinler, maneviyatlı ve ben’i kendi bedenini aşmış mesela Türkiye’yi duyuran metinler, gelir mi?